kendimi en çok sen anlamıyorsun. kendini en çok sen anlatıyorsun.

uzun süredir uyuyor gibiyim.. boş odalar içine yerleştirilmiş labirent yataklar üzerinde sürüne sürüne uyuyorum. etraf alabildiğine loş ve ben bu loşlugu gözlerim kapalıyken bile farkediyorum..
aynı yatak içinde, sırtı bana dönük bi adam var. sırtına hikayemizi anlatıyorum, duymuyor.. uyuyan bir kadının hikayesini duymaması olağan bir durum. zaten olağanüstü olan ne yaşanabilir ki uyku halinde?
uyurken ufalanıyorum cogu zaman. sırtı dönük adama ufalanmış ''ben''lerden fırlattıgımda ancak dönüyor sırtını.. sonra birlikte uyumaya devam ediyoruz..
güneşin dogusunu bekliyoruz uyuyarak.. bana dönük yüze konusuyorum sonrasında, sürekli.. belki gözlerimden anlar diyorum, gözleri kapalıyken, gözlerim kapalıyken. ufalanmış ''ben''lerden tükürüyorum bu kez anlaşılmak için. anlıyormuş gibi nefes alıp erteliyor anlamlarımı.
gözler kapalıyken insan sadece kendi içini görebiliyor.. gözlerini açıp da içime eğilmesini bekliyorum.. sabaha saklıyoruz, ne matah.
güneş doguyor. başucumuzda müzik..
uyanıyoruz sonra, göya.
labirent yataklardan çıkıp, içimizin labirentlerinde yürümek üzere kapıları kitliyoruz üzerimize.
aynı doğru üzerinde kesiştiğimizde, aynı doğruyu izleyerek kapılara ulaşmak mantığınıysa egolarımız kırıyor.
farklı kapılardan aynı odaya girip, yine aynı labirent yatakta uyuyoruz gün bitiminde.
girişinde ben, çıkışında O.. uyuyoruz, kapalı gözlerimde sırtının eşsiz manzarası.. ufalamaya devam ediyorum ''ben''lerimi.. en sevdigi hediye bu çünk(i)..

0 yorum:

Yorum Gönder

Bu gadget'ta bir hata oluştu